Hakan ve Selin evleneli beş sene olmuştu. Evliliğin gerektirdiği sorumlulukları ikisi de bölüşmüşlerdi. Buna rağmen iletişimlerinde yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Zaman zaman aralarında tartışma çıkıyor ve ikisi de anlaşılamıyor olmaktan şikâyet ediyordu.
Hakan genel olarak konuşmayı çok seven birisiydi. Eve geldiğinde eşine sürekli bir şeyler anlatmak istiyordu. Selin ise Hakan gibi değildi. Genelde kısa kısa cevaplar veren birisiydi. Hakan ise eşinin kendisini dinlemek istememesinden, muhabbete pek katılmamasından şikayetçiydi.
Hakan; “Herkesin eşi, kocasının onunla sohbet etmediğinden yakınır. Ben ise iki muhabbet etmek istiyorum ancak bizde işler nedense tersine.” diye söyleniyordu.
Selin ise ev işlerinin onu çok yorduğunu dile getiriyor, muhabbetlere pek dahil olamıyordu. Onun için bazen içten bir sarılma, güzel bir tebessüm ve ufak tefek şeylere yardım edilmesi saatlerce muhabbet edilmesinden daha kıymetliydi.
Bir gün arkadaşları Barış ve eşi Gonca evlerine misafir olarak gelmişti. Ülke gündemi, futbol, siyaset derken Hakan konuyu yine Selin’e getirdi. Kendisinin ne kadar hoş sohbet birisi olduğundan ama Selin’in hiç konuşmadığından dert yandı. ‘Selin’in üç kelimeyi geçen cümlesi yok.’’ dedi. Selin hiçbir şey söylemiyordu ama çok bozulmuştu.
Hakan; “Sen ne düşünüyorsun abi haksız mıyım?” diye sordu Barış’a. Barış uzun uzun dinledikten sonra cevap verdi.
“Bak Hakan! Doğru iletişimin ilk kuralı önce dinlemektir. İnsanları dinlemezsen onların ihtiyaçlarını anlayamazsın. Oysa herkes doğru iletişimin güzel konuşmak olduğunu zanneder. İletişim bize, şikâyet etmek, güzel konuşmak için verilmedi. Önce dinlemeli ve karşımızdaki insanı iyi anlamalıyız.”

“Ayrıca görüyorum ki Selin çok konuşkan birisi değil. Sen de ona göre daha çok konuşan birisin. Senin konuşmayı kesip Selin’i birey olarak anlaman gerekir. Eşinin mizacının farkına varıp ona göre davranman ve uyumlanman gerekir.”

“Hem senin eve gelir gelmez isteklerinin yerine gelmesini beklemek yerine ne olup bittiğini anlaman gerekmez mi? Belki can sıkıcı bir şeyler yaşadı Selin. İçeri gir ve ne olup bittiğini anlayıp ona göre bir iletişim kurmaya çalış derim.”
“Bir de bir bak bakalım eşinin canı mı sıkkın? Ya da hasta mı olmuş? Bugün keyifli bir gününde mi, yoksa morali mi bozuk. Buraları deşifre etmeden karşılık beklemen ne kadar doğru?”

Hakan ise çok şaşırmıştı, kendisinin haklı olduğunu düşünüyordu. Sanki Barış’ı hiç dinlememiş gibi tekrar şikâyete başladı.
“Abi senin bildiğin gibi değil.” dedi ve yarım saat daha hiç susmadan konuştu. Konuşma bitmeyince Selin, Barış ve Gonca göz göze gelip kahkaha atmaya başladılar.
“Ne oldu bir şey mi kaçırdım, neden gülüyorsunuz?” dedi Hakan.
“Anlayan anladı Hakan’ım, sen rahat ol.” diye devam etti Barış.
İnsanların çoğu iletişimde aktaran taraf olmak isterler. Oysa bir kişinin ihtiyacını tespit etmek, onu anlamak gerekir. Dinlemek, gözlemlemek, aktarımı kesmek ise anlamanın başlangıcıdır. Bizler iyi bir gözlemci olduğumuz taktirde karşımızdaki kişileri tanıma hakkımız olur. Kişinin nelerden hoşlandığını, o an ona nasıl yaklaşmak gerektiğini tespit edip yaklaşım stilimizi değiştirebiliriz. Bizler değiştiğimizde karşı tarafın da bize yaklaşımı değişmeye başlayacaktır. O yüzden bir şeyleri sürekli anlatarak değiştirmeye çalışmak, hedefini bulamayan kurşun gibidir aslında. Ne kadar sıkarsak sıkalım hep ıska…
“ANLAYAN ANLADI…” için bir yanıt
-
İletişim konusunda çoğumuzun yaptığı en büyük hatayı çok sade ve etkileyici bir şekilde anlatmışsınız. Günlük hayatın koşuşturması içinde “konuşmak” ile “anlamak” arasındaki farkı çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Günümüzde İlişki yönetimi gerçekten yeniden öğrenilmesi gereken bir konu haline geldi. Keyifle okudum.
Bir yanıt yazın