Lise Dostlukları

Dostluk

Eskilerin üç dostu, yıllar geçse de hala lisede oldukları gibi samimi dostluklarını sürdürmüşlerdi. İnsanlar genellikle bir olgu bittikten sonra birbirini aramazlar ya da sormazlar. Lise de bu olgulardan biri olsa da, bu üç dost yıllar geçse bile samimiyetlerini koruyabilmişlerdi.

Ortak Bir Payda: Spor

Bunun en yegane sebebi ise aynı spor dalına gönül vermeleriydi aslında. Üçü her ne zaman bir araya gelseler mutlaka şınav yarışına dönüyordu iş.

Genellikle Kerem bu yarışın galibi oluyordu. Kerem, liseden sonra spor üzerine okumaya devam etti. Dostları ona çok yetenekli olduğunu, bu konunun üzerine gitmesi gerektiğini söylemişlerdi. Şuanda Kerem, futbol antrenörlüğü yolunda adımlarını sağlam atmış 24 yaşında bir delikanlıydı. Her hafta çalıştırdığı futbolcuların vücudu üzerine gelişim sağlayabilmeleri için çalışmalar yapardı. Bu konuda gerçekten yetenekliydi, aynı zamanda seviyordu da. Selman ise bilgisayar mühendisi olmuş, her zaman zaten sonuncu olduğu şınav yarışmasında en ılımlı olan kişiydi. Selman, Kerem’in yönlendirmeleri sayesinde masa başında çalışsa bile gayet fit bir delikanlıydı. Üniversiteden sonra hemen evlenmiş, işine girmiş ve aktif olarak çalışan Selman, artık spora sadece haftada 2 gün vakit ayırabiliyordu. Eskiden olsa haftada 4 gün giderdi, çok severdi ama hayat şartları onu kariyer safhalarına itti. Şınav yarışmalarının devamını sağlayan Zeki ise henüz bir işe girmemişti. Günlerini sadece spor yapmakla geçiriyor, ailesinden aldığı harçlıkları yemeye ayırıyordu. Ne kadar spor yaparsa yapsın vücut olarak da, şınav yarışı olarak da Kerem’in yanından bile geçemiyordu. Bu durum seneler içerisinde Zeki için geçilmesi gereken bir hedef olmuştu. Her seferinde sinirlenir, sonra dostları tarafından sakinleştirilir ve öğüt verilir konuma gelmişti.

Kerem, ona ne yapması gerektiğini anlatıyor ama Zeki bu yapılması gerekenleri dinlemiyordu bile. Kendi yaptığı iyi antrenmanları anlatmaya başlıyordu. Selman ise bu konuya gereğinden fazla önem verdiğini, eğer böyle devam ederse hayat için geç kalacağını söylüyordu. Ama Zeki, kendisinin yapıp ettiklerini o kadar büyük görüyordu ki, iş, hayat ve evlilik meselelerini hiç açmadan kapatıyordu resmen. Kerem, Zeki’nin bu haline üzülse de aklına senelerdir gelişemeyen, gelişmek için “şöyle yapsan çok iyi gelişirsin.” diyerek öğüt verdiği diğer öğrencileri aklına geliyordu. Kerem, kendi yaptığını çok büyüten insanların aslında gelişemediğini çokça gördüğü için yapabilecek bir şey olmadığını düşünse de yine de söylüyordu ve çekiliyordu. Selman ise daha çok hayattan bahsediyor, insanların tarihler boyu başarı öykülerini anlatıp Zeki’ye öğüt vermeye çalışıyordu. Ancak Zeki, içinde bulunduğu durumun vehametini anlayamıyor, üzerine zeytinyağı gibi yaptığı şeyleri anlatıp üste çıkmaya çalışıyordu.

Başarı nasıl gelir?

Gel zaman git zaman Zeki, omzundan büyük bir sakatlık geçirdi. Dostları hemen Zeki’yi ziyarete gitti. Kerem ve Selman, Zeki’nin çok üzgün olacağını ve onu nasıl teselli edeceğini düşünüyorlardı. Ancak odaya girince, Zeki acayip mutlu gözüküyordu. Kahkahalar ile ne kadar ağır kaldırdığını anlatıyordu. Ancak omzunun röntgenlerini gören Kerem, daha şınav bile çekemeyeceğini anlayabilmişti. Selman, henüz hayata atılmamış arkadaşı Zeki için bir hayli üzülüyor, ancak elinden de bir şey gelmiyordu.

Bir insan sadece kendine odaklanırsa, yaptığı yanlışları görmesi zor hale gelir. Gelişimin anahtarı, başka insanların ihtiyacını gidermekten geçer. Her başarılı girişim, insanların o konudaki ihtiyacını giderdiği için başarılı olmuştur. Bunu anlayan Kerem, kendi yaptığı hataları başkası yapmasın diye uğraş verirken yeni bilgiler öğrendi ve mesleğinde yükseldi. Selman, bir hastanenin randevu sistemindeki açığı düzelterek mesleğinde ilerledi. Zeki ise sadece kendisine ve yaptığı şeylere odaklanarak kendisine bile fayda veremez hale geldi…

Loading spinner