OSMAN ÇAVUŞ’UN BORCU

Çavuş, diyordu onu tanıyanlar Osman’a, Osman Çavuş. Beş, altı sene kadar olmuştu emekli olalı. Tüm askerlik hayatınca hayal ettiği o baba yadigarı topraklara, Adana’ya dönmüştü. Kırk beş, ellili yaşlarda hayat deneyimi yüksek, marifetli bir adamdı. Evliydi ve iki de oğlu vardı. Askerlikten gelen alışkanlıkla, ailesinden uzakta yaşayabiliyordu. Sebebini söylemeseler de bunu tercih etmişlerdi. Çavuş Adana’da eşi ve çocukları Gemlik’teydi.

Çok kısa bir zamanda o köhne, bakımsız ev ve toprakları canlandırmıştı. Bütün bilincini veriyor, bilgi ve marifetini sergiliyordu. Tek başına gece, gündüz demedençalışıyordu. Evinin, bahçesinin, tarlasının, hayvanlarının daha iyi olması için ciddi bedeller ödemişti. Bir yandan tarım, bir yandan kendi çapında hayvancılık yapıyordu. Bütün bahçesini limon ağaçlarıyla donatmıştı. Onları yetiştirebilmek için eşinden çocuklarından o yaşında uykusundan vazgeçmişti.

İnsan hedefi uğruna emek vermeliydi zaten…

Beş senenin sonunda kendi boyunca, yemyeşil yaprakları limon ağaçları olmuştu.Ağaçlarının ağırlığından yerlere kadar sarkan limonları vardı. Mahsul çok iyiydi ve bütünemeğinin karşılığına bakıyordu tebessümle. “Verdiğim emeklere, ödediğim bedellere değdi. Şimdi sıra karşılığını almakta.” diye geçirdi içinden… O böyle görmüş ve öğrenmişti, bütün yaşantısı boyunca. Bu hayatta her şey bedeli ve karşılığı üzerine şekillenmişti.

Toplayarak mı satsam yoksa dalında mı versem diye düşünüyordu. Kendince hesaplar yapıyordu bizim Çavuş. Bu düşüncelerle sabahın ilk ışıklarıyla çapalıyor, tek tek sularını veriyordu. Öğlen güneş tam tepedeydi, biraz soluklanmak istedi. Her zaman oturduğu kaya parçasının üstüne oturdu. İşte bu esnada seslendi komşusu Mehmet abisi. Ondan iki üç yaş kadar büyüktü ve bundan dolayı abi derdi komşusu Mehmet’e. Çavuş dedi, duydun mu, haberin var mı? 

Kafasını yavaşça çevirdi; “Neyi duydum mu? diye sordu. “Fiyatları, dedi Mehmet abisi Çavuşun. “Fiyatları, limonun alım fiyatlarını…” Osman Çavuş heyecanla ayağa kalktı ve ona doğru yöneldi tebessümle. Mehmet abisi gülmüyordu, tam tersine yüzü çok da sıkıntılı görünüyordu. Çavuş bir şeylerin iyi gitmediğini anladı. “Ne oldu Mehmet abi ne kadarmış?”diye sordu. Mehmet abisi de diğer tüm komşuları gibi biliyordu Çavuş için o limonların anlamını. Bahçesi için yaptıklarını, verdiği emekleri. 

Otur Osman dediğinde, Osman, “Söyle Mehmet abi ne kadarmış?” diye tekrarladı.Çatallı ama yumuşak olmayan bir ses tonuyla gözlerinin içine bakıyordu.

“Bir lira.” diye bir kelime düşüverdi dudaklarından Mehmet abisinin.

“Bir lira…”

Gülümsemeyle, alay arası anlamsız bir bakışla “Bir lira mı?”.

“Sadece bir lira öyle mi!” diye onay bekledi Osman Çavuş. Mehmet abisinin mimiksiz bakışlarının ardından arkasını döndü ve evine girdi.

Çok üzülmüştü Osman Çavuş emeklerinin karşılığını alamamaya.

Aradan aylar geçmişti ve çok düşünmüştü Osman. Bunca bedelin iyi bir karşılığının olması gerektiğinin bilincindeydi. Ama neyin yanlış olduğunu ancak yeni yeni anlamlandırabiliyordu. Ailesinin yanına döndüğünde, anladım diye mırıldandı Osman. “Çok emek verdim çoook ama yanlış yere

“Bedel ödediğimi zannederken, asıl sorumlu olduğum yerlere borçlanmışım meğer.”dedi, mahcup bakışlarla eşine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner