
Farkındalık
Sabah Rutini
Sabah güneşi odanın penceresinden içeri süzülüp her tarafı aydınlatmıştı. Okan, gözüne gelen güneşten korunmak için yorganını kafasına çekmeye çalışıyordu. Sıcacık, yatağın içine gömülmüş, bir türlü çıkmak istemiyordu. Derinlerden gelen bir ses adını sesleniyordu. Ses gitgide yakınlaştı, daha duyulabilir hale geldi. Annesi yorganı hışımla Okan’ın üstünden çekti. “Okan! Sana kaç kere daha kalk diyeceğim, işe geç kaldın. İnsan bu kadar yavaş, bu kadar vurdumduymaz olamaz. Çıldıracağım!” dedi. Okan, “Tamam anne ya, kalktım işte,” diye cevap verdi.
Kahvaltı, duş, giyinme derken evden çıkması bir saati buldu. Staj yaptığı otele doğru yola çıktı ama yine geç kalmıştı. Okan, turizm ve otelcilik bölümünde okuyordu. Ailesi, Okan'ın İngilizcesini pratik etmesi için bu otelde staj yapmasını istemişti. Zaten otel de babasının bir arkadaşına aitti. İlkokuldan itibaren İngilizce ağırlıklı kolejlerde eğitim görmüştü. Buna rağmen dinlediğini anlıyor ama konuşamıyordu. Normal zamanlarda da pek konuşmayı sevmeyen Okan; rahatına düşkün, el bebek gül bebek yetiştirilmiş bir gençti."

Alışkanlıkların Etkisi
Resepsiyon şefi sabah fırçasını atarken Okan derin düşüncelere dalmıştı. Şefin, “Kime söylüyorum ben?” diyerek sesini yükseltmesiyle irkildi; “Tamam müdürüm,” diyebildi aceleyle.
Otelin komilerinden Ahmet, Okan’ın asık suratını görünce yanına gitti. “Ne oldu, hayırdır? Yine mi fırça yedin?” diye sordu. Okan, “Dur Allah aşkına, zaten afyonum patlamadı henüz,” diye söylendi. “Evim otele neredeyse yürüme mesafesinde. Sen iki saatlik yoldan geliyorsun ama her seferinde geç kalan ben oluyorum. Nasıl oluyor bu iş, bir türlü çözemedim.”
Ahmet gülümseyerek, “Biz köyden alışkınız gün ışımadan kalkmaya,” dedi. Diyarbakır’dan çalışmak için İstanbul’a gelmişti Ahmet. Dokuz kardeştiler ve aralarında hâlâ okula gidenler vardı. İstanbul’da bir bekar evinde kalıyor, kazandığının büyük kısmını memlekete gönderiyordu. Babası hayvancılıkla uğraşarak ailenin geçimini sağlamaya çalışıyordu çünkü. Ahmet komiliğin yanında, fırsat buldukça garsonlara da yardım ediyordu. Çalıştıkları yer Sultanahmet’in en yoğun oteliydi; dünyanın dört bir yanından turist ağırlıyordu. Ahmet de her fırsatta onlarla iletişim kurmaya çalışıyor, pratik yapıyordu. Bu sayede İngilizcesini belirli bir seviyeye getirmeyi başarmıştı. Amacı dilini daha da ilerletip resepsiyona geçmekti. Çünkü orada daha iyi kazanacağını ve ailesine çok daha fazla destek olabileceğini biliyordu.

Zorunlulukların Getirisi
Yaz aylarının son günleri yaklaşırken Okan’ın stajı da bitmek üzereydi. Buna rağmen hâlâ istediği seviyede İngilizce konuşamıyordu. Tam o sırada otele İskoç bir turist kafilesi geldi ve giriş işlemleri için Okan’dan yardım istedi. Aksilik bu ya, şef resepsiyonda değildi ve Okan gelenlerin ağır aksanından hiçbir şey anlayamıyordu. Okan’ın zor durumda kaldığını gören Ahmet hemen yardıma koştu. Ahmet, hem konuşulanları rahatça anlıyor hem de turistlerle gayet akıcı bir şekilde anlaşıyordu. Okan gördüklerine inanamadı. Bütün kafilenin giriş işlemlerini el birliğiyle, tek tek hallettiler.
Kafile odalarına geçince Okan şaşkınlıkla sordu: “Sen özel kursa mı gittin?”
“Hayır,” dedi Ahmet.
Okan tekrar sordu: “O zaman yabancı dil ağırlıklı bir okulda okudun galiba?”
Cevap yine hayırdı.
“Peki o zaman nasıl bu kadar akıcı İngilizce konuşabiliyorsun?” dedi Okan merakla.
Ahmet içtenlikle gülümsedi: “Burada öğrendim, çünkü öğrenmek zorundayım. Benim ve memleketteki ailemin buna ihtiyacı var. Onlara daha iyi bir hayat sunabilmek için bu dili en ince ayrıntısına kadar öğrenmem lazım. İngilizce, hatta yanına bir de Almanca ekleyebilirsem resepsiyona geçebilirim. O zaman daha fazla maaş alırım. İnsan gerçekten ihtiyaç hissettiğinde öğrenmeye mecbur kalıyor. Öğrenince hem bir zanaat sahibi oluyor hem de başkalarına fayda sağlayabiliyor. Sen başkasının işini gördükçe, hayat da bir şekilde senin ihtiyacını karşılıyor.”

Farkına varmak, Anlamaktır
Okan, Ahmet’i büyük bir hayranlıkla dinlemişti. Karşılaştığı bunca zorluğa rağmen ortaya koyduğu bu büyük emek gerçekten takdire şayandı. Akşam eve doğru yürürken Ahmet’in sözleri kulaklarında yankılanmaya devam ediyordu: “İhtiyacı olan öğrenir, öğrenen zanaat sahibi olur.” Okan, tam da o an İngilizce konusundaki asıl probleminin ne olduğunu fark etti. Bugüne kadar her şeye zahmetsizce sahip olduğu için aslında öğrenmeye hiç ihtiyaç duymamıştı. Gerçek sorunu anlamıştı ve artık çözüme ulaşmak onun için çok daha kolaydı.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 1 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
