Siren sesleri artıyor, gitgide daha yakından duyuluyordu. Yaklaşık 3 metre yükseklikten atlayan Sadık, ayağını burkmuştu ve koşarken topallıyordu. Taylan, Sadık’a destek olmaya çalışıyordu. Bir yandan ‘’daha hızlı koşmamız gerek’’ diyordu. İkisinin de üzerindeki tişörtler sırılsıklam olmuştu. Gecenin karanlığı onları saklasa da yönlerini bulmaları zorlaşıyordu. Dar, çıkmaz sokağa girip, sokağın ucundaki gecekondunun kömürlüğüne saklandılar. Ortamın sessizliği, nefes alıp verişleriyle bozulmuştu. Sadık; ‘’Çok korkuyorum bizi yakalayacaklar!’’ dedi. ‘’Uyan!’’ dedi Taylan. ‘’Uyanmazsan, kurtulamayız’’. Tekrar tekrar ‘’Uyan!’’ dedi. Nefes nefese yatağından fırladı Sadık. Annesi ‘’Uyanmazsan kafandan aşağı bir kova su dökeceğim!’’ dedi. Derin bir oh çekti Sadık. ‘’Neyse ki kâbusmuş’’ deyip yatağından doğruldu. Hazırlanıp okula gitti.

Rüyalar ve Gerçek Hayat Arasında Paralellik
Yaşananlar Sadık’ı derinden sarsmıştı. Arkadaşı Taylan okulun önündeki kırtasiyeden hırsızlık yaparken yakalanmıştı. Ortaokulun başından beri beraberlerdi. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Aynı sırada oturur, beraber ders çalışır, beraber eğlenirlerdi. Taylan 5 çocuklu ailenin en küçüğüydü. Ailesi ihtiyaçlarını karşılamakta zaman zaman zorlanıyordu. Sadık bu duruma üzülüyor, arkadaşına destek olmaya çalışıyordu. Hırsızlık olayına çok üzülmüştü ve arkadaşına çok kızmıştı. Sadık’ın ailesi durumu öğrenmişti ve bir daha onunla arkadaşlık yapmasını istemiyordu. Sadık babasına Taylan’ın durumunu anlatmaya çalıştı. Maddi zorluklardan dolayı bunu yapmış olabileceğini söyledi. Ancak babası ikna olmadı. ‘’O çocukla arkadaşlık yapmanı yasakladım’’ dedi. ‘’Kırtasiyenin sahibi arkadaşım, seni tanıyor, adamın yüzüne bakamam’’ dedi.
Sadık’ın İkilemi
Taylan, olayın duyulmasıyla okuldaki birçok arkadaşı tarafından dışlanmıştı. Kimse onunla oturmak istemiyor, öğretmenleri soğuk davranıyordu. Sadık destek olmak istese de hem babasından hem arkadaşlarından çekiniyordu. Onunla konuşursa hırsız damgası yemekten korkuyordu.

Sadık kafasındaki sorularla okul çıkışı evin yolunu tuttu. Dedesi ve babaannesi akşam yemeği için onlara gelmişti. Yemekten sonra Sadık konuyu dedesine danışmak istedi. Babası engel olmaya çalışsa da olayı bütün detaylarıyla anlattı. Dedesi Sadık’ı iyice dinledikten sonra anlatmaya başladı; ‘’bak oğlum arkadaşın çok yanlış bir iş yapmış’’. ‘’Maddi durumunun kötü olması bu durumu hafifletmez’’. ‘’ Burada önemli olan şu; bu kötü davranışın hak ettiği ceza ona verilmiş mi?’’ ‘’Eğer verildiyse ve bunun bedelini ödediyse onun lehine’’. ‘’Gelelim size; sizlerin arkadaşınızla selamı sabahı kesmeniz doğru değil’’. ‘’Hırsızlığın kötü bir davranış olduğunu unutmadan onunla iletişim kurabilirsiniz.’’ ‘’Bu arkadaşınızın eminim iyi birçok davranışı vardır’’. ‘’Siz buralarla ilgileneceksiniz’’. ‘’Yani kötü olan reddedip iyi tarafı kabul edeceksiniz’’.

Sadık’ın kafası çok rahatlamıştı. İçini kemiren soruların cevabını dedesinden almıştı. Sabah okula gidip dedesinden dinlediklerini arkadaşlarına anlatmak istiyordu. Kulağında sürekli dedesinden duyduğu o cümleler yankılanıyordu. ‘’Telefon bozulunca telefonu çöpe atmıyoruz, arızalı parçasıyla ilgileniyoruz’’. ‘’ O halde kötüyü reddet, iyi olanı kabul et’’. Yavaş yavaş uykuya dalarken kâbusların da biteceği umudu içini kaplamıştı.