Yılların Dostluğu
Aslı ile Aybüke uzunca bir süredir arkadaştılar. Bu uzun süre zarfında birbirlerine epey emekleri geçmişti. Aralarından su sızmazdı, çoğu dostlarıyla konuşamayacakları konuları birbirleriyle konuşabilirlerdi. Birbirlerinin evlerine geldikleri zaman yatak odalarına bile rahatça girip çıkabilecek kadar yakın arkadaşlıkları vardı. Ama zamanla Aslı Aybüke’de bir değişim gözlemlemeye başladı.
Aybüke eskiden önemli mevzuları yalnızca Aslı ile konuşurdu. Aslı da aynı şekilde Aybüke ile.. Bu onu değerli hissettirirdi. Ama artık konuştukları konuları, kendisi kadar Aybüke ile yakın olmayan kişilerden de duymaya başladığını fark etti. Bu durum “Acaba Aybüke’ye istemeden bir yanlış mı yaptım?” diye kendisini sorgulamasına sebebiyet vermişti. Aybüke ile arasındaki ilişkiye dikkat kesilmeye başladı Aslı.
Bir akşam arkadaşlarıyla beraber Aybüke’nin evinde toplanmışlardı. Gelenlerin arasında daha yeni arkadaşlık kurdukları kişiler de vardı. Aybüke, daha yeni tanıştığı o kişilerin bile yatak odasına rahatça girip çıkmalarını hiç sorun etmiyordu. Bu durum yalnızca ona özgü bir şeydi bir zamanlar. O gece Aslı, Aybüke ile ilgili şu sonuca vardı. Aybüke insanlarla olan ilişkilerinde belli ki sınırlara dikkat etmemeye başlamıştı. Onun için artık ilişkilerde her insana eşit davranma gibi bir durum söz konusuydu. Bu onun kendisini epey bir değersiz hissetmesine yol açmıştı. Çünkü aralarında geçen onca yıl ve ilişkilerindeki emeğe rağmen, yeni tanıdığı kişilere bile kendisine tanıdığı imtiyazın aynısını tanıyordu.

Aybüke’nin bu yeni davranış modelinin yanlış olduğunu anlaması çok uzun sürmedi. Çünkü eskiden başı sıkıştığında, darda olduğunda, kimseyi yanında bulamadığında Aslı’yı bulabiliyordu. Yine böyle bir durum oluşmuştu. Birilerini aradı ama aradığı herkes işini, gücünü bahane edip Aybüke’ye olumsuz dönüş yapmıştı. En sonunda Aslı gelir zaten diyerek onu aradı ama artık Aslı, eski Aslı değildi. Bu sefer o da ona bir bahane sunarak olumsuz cevap verdi. Aybüke de Aslı’ya sinirlendi.
“Bunca yıldır hukukumuz var. Zorda olduğumu söylüyorum ve bana sudan sebepler sunuyorsun. Sen çok değiştin Aslı!” demeye başladı. Aslı’nın ise dilinden dökülen 2 kelime Aybüke’nin aralarındaki ilişkiyi gözden geçirmesine yetti.
“Neden acaba!”

İnsanın hayatındaki kişilere eşit davranması doğru bir davranış stili değil. Çünkü hayatımızdaki her kişinin bizdeki emeği aynı ölçüde değil. O yüzden hayatımızdaki kişiler, ilişkimizdeki emeği ölçüsünde görünmez bir sınır çizgisini hak etmeli. Emeği artanın sınırları genişlemeli, emeği azalanların ise daraltılmalı. Böyle olursa şayet, emeğe göre karşılık bulan hayatımızdaki kişiler kendini değerli hissedebilir. Ve başımız darda olduğunda da yardımımıza koşabilirler. Bu, ilişkimizi daha da kuvvetlendirir. Ama çaba gösterene de göstermeyene de aynı sınırlar içerisinde dolaşmasına izin verirsek bir süre sonra çabası olanın da çabasının azaldığını görürüz. Böyle olunca da şikayet etmeye hakkımız olmaz.
Tarlasında meyve ağacı olan bir adam eğer tarlasının sınırlarını belli etmediyse, etrafını çitlerle çevirmediyse, o tarlaya giren çıkan belli olmaz. Bu sefer meyve bahçesi talan olur. Bu durumda da suç sadece tarlayı ihlal edende değil aynı zamanda tarlasının sınırlarını çizmeyen tarla sahibinde de olmuş olur. O zaman, neden bahçemden meyve kopardınız diye şikayet etmeye de hakkı olmaz. Bahçesine çit çekmeli, o bahçenin bir kapısı olmalı ve o kapının anahtarını da sadece tarlaya girmeye razı olduğu kişilere vermeli.
Bir yanıt yazın